EtkinlikEğitimKitap İncelemeleriKitaplarım

“Bu Kitap Benim Yaşıma Uygun mu?” Rakamların Ötesinde Bir Okuma Yolculuğu

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir kitap fuarında, gözleri parlayarak resimli bir kitabımı inceleyen küçük bir okurumla sohbet ediyorduk. Tam kitabı sahipleneceği sırada yanına gelen büyüğünün şu cümlesi uzun süre kulaklarımda yankılandı:

“Bunu alma, bu kitap sana göre değil… Baksana çok resmi var, yazısı az, sayfa sayısı da çok az!”

​Bir yazar, bir öğretmen ama en önemlisi bir kitapsever olarak itiraf etmeliyim ki; bu cümle kalbimi biraz burktu. Aslında bu, fuarlarda, okul söyleşilerinde ve ebeveyn sohbetlerinde en çok karşılaştığım sorunun bir yansımasıydı: “Bu kitap kaç yaşa uygun?”

​Gelin, bugün bu rakamların ve kalıpların biraz dışına çıkalım.

​Belki hayatımızı kolaylaştırdığı için, belki bizi düzenlediği için belki de bambaşka bir sebepten veya farkında olmadan yapıyoruz; biz yetişkinler her şeyi kategorize etmeyi seviyoruz. Ancak okumak, tamamen bireysel farklılıklara dayalı, kişiye özel bir deneyimdir. Her çocuğun okuma kapasitesi, okuma hızı, ilgi alanı, kelime dağarcığı ve görsel algısı birbirinden farklıdır. Aynı yaşta olup biri hacimli romanlara dalan, diğeri ise grafik romanların çizgilerinde dünyalar kuran iki çocuk, aslında kendi ihtiyaçlarına göre besleniyordur.

​Bir kitabın sayfa sayısı ya da kelime yoğunluğu, o kitabın “nitelikli” ya da “yaşa uygun” olduğunu kanıtlayan tek kıstas olamaz, olmamalı…

​Resimli Kitaplar Sadece “Bebekler” İçin mi?

​En büyük yanılgılarımızdan biri de belki bu: Yazı azaldıkça yaşın da küçülmesi gerektiğine inanmak. Oysa resimli kitaplar, sadece metni destekleyen görsellerden ibaret değildir. Onlar; görsel okuma imkanı sunar. Çocuğun çizgilerdeki detayı, renklerdeki duyguyu ve sembolleri anlamlandırması müthiş bir bilişsel süreçtir.

​Yaratıcı düşünmeyi tetikleyerek az sözcükle, çocuğa hayal kuracak daha fazla alan bırakır.

​Yorumlama becerisini geliştirir: “Burada neden bu renk seçilmiş olabilir?” sorusu, bir paragraf düz yazıdan bazen daha derin bir felsefi tartışma açabilir.

Kelime Sayısı mı, Anlam Dünyası mı?

​Elbette dil bilgisi gelişimi ve sözcük dağarcığı için kelime zenginliği önemli bir faktör. Bunu yadsıyamayız. Ancak kelime dağarcığı sadece sözlük okuyarak değil; görselleri yorumlayarak, olaylar arasında bağ kurarak ve en önemlisi severek gelişir. Çocuğun elinden “resmi çok” diye bıraktırdığımız o kitap, belki de onun edebiyatla kuracağı o kopmaz bağın ilk halkasıydı.

​Unutmayalım; bir kitabın üzerine basılan “7+” veya “10+” ibareleri sadece genel bir rehberdir, bir kural değil. Eğer çocuğunuz o kitaba dokunmak istiyorsa, sayfalarını heyecanla çeviriyorsa orada onun ruhuna hitap eden bir şeyler var demektir.

​Bırakalım çocuklarımız kendi okuma hızlarını kendileri belirlesinler. Bazen bir lise öğrencisinin bir okul öncesi kitabında bulacağı derinliği, kalın bir yetişkin romanında bulamayabilir.

​Unutmayalım; Kitaplar yaşlara göre değil, meraklara ve kalplere göre seçildiğinde gerçek birer yol arkadaşına dönüşürler.

​Sizin bu konudaki gözlemleriniz neler? Çocuğunuz kitap seçerken özgür mü, yoksa siz de ister istemez “sayfa sayısı” filtresine takılıyor musunuz? Yorumlarda buluşalım.

Bir Cevap Yazın

Meryem Ermeydan sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin