Yurt Dışı Gezi-Yorumlar

Manastır’ın Tarihi ve Doğası: Bir Keşif Yolculuğu

Sabah vakitlice yola koyulalım diye akşamdan saatlerimizi kurduk. Malum bütün gün koca Selanik’i imkânlarımız yettiğince gezmişiz, doğal olarak da yorulmuşuz.

İkinci gün ilk durağımızı Manastır ziyareti olarak planladık saat 4.30’ta uyandık. Hemen valizlerimizi topladık ve 5.00 gibi yola koyulduk.

Hava yine aydınlanmamıştı. Bu sabah da Güneş’i biz doğuracaktık.  Erken saatte yola çıkmamız bize epey zaman kazandırdı. Yollar bomboştu bu sayede trafikte oyalanmadık. Güneş ha doğdu ha doğuyor diyerek yolumuza devam ettik. Saat çok erken olduğu için Yunanistan sınır çıkış kapısında ve Manastır’a giriş kapısında neredeyse hiç beklemedik 5 dakikada geçtik. Sınıra yaklaştığımızda Güneş doğmuştu saat 7.00’yi geçiyordu. Artık Manastır’daydık bugünkü adıyla “Bitola”.

“Manastır” adı, şehirdeki çok sayıda manastır olmasından geliyormuş. Osmanlı döneminde Balkanların askerî, idari ve ticari başkentlerinden biriymiş burası.  19. yüzyılda burada 40’tan fazla konsolosluk açılmış bu yüzden “Konsolosluklar Şehri olarak da biliniyormuş. Günümüzde ise Kuzey Makedonya’nın Üsküp’ten sonra en büyük ikinci şehriymiş.

Manastır’ın havası o kadar berraktı ki yaşadığım şehirde alışık değildim bu temizliğe. Havadaki bu berraklık içimizi enerji ile dolduruyordu. Bursa’nın havası berbat denecek kadar kirli maalesef. Bir de ormanlar olmasa nasıl yaşanırdı Bursa’da bilmiyorum. Neyse bir ara dertleşiriz ülkemizin nasıl yaşanmaz hale geldiği hakkında… Şimdi güzelliklerden bahsedelim.

Sanki önceki gün onca yolu yürüyüp az uyuyan biz değildik; ne çocuklarda ne de bizde yorgunluk adına bir iz vardı.

Manastır’da Zaman Yanılgısı

Manastır sınırını geçtikten sonra yaklaşık 20‑30 dakika yolculuktan sonra saat tam 08.00’de Atatürk’ün eğitim aldığı Manastır Askerî İdadisi’nin önündeydik. Kapının üzerindeki tabelada açılış saati net bir şekilde yazıyordu: 08.00.

Ama ilginçtir ki kapı hâlâ kapalıydı.

Başta anlam veremedik. “Acaba bugün kapalı mı?” diye düşünürken… Eşim fark etti.

Meğerse Makedonya’ya geçerken saatler bir saat geri alınıyormuş. Yani biz aslında oraya sabahın 07.00’sinde gitmişiz!

Durumu fark edince epey güldük. Her yer kapalı,  sokaklarda yürüyüş yapan yaşlı insanlar dışında pek bir hareketlilik yok.

Bir saatlik süremizi verimli geçirmek için görülecek yerler listemizi gözden geçirdik.  Gezeceğimiz yerlerin birbirine çok yakın olması işimizi bayağı kolaylaştırdı.

Manastır Duraklarımız

Henüz dükkânlar açılmadığı için Şirok Sokak rotamızı hızlı bir yürüyüşle tamamladık. “Şirok” kelimesi Makedonca’da “geniş” anlamına geliyormuş. Bu sokak Manastır’ın kalbiymiş. Kafeler, mağazalar, tarihi binaların olduğu geniş bir alanı kapsıyordu.

Sonra Osmanlı döneminden kalma eserleri gördük: Saat Kulesi, İshak Paşa Camii ve Yeni Camii.

Manastır’ın merkezi olan (Magnolia Square) Magnolia Meydanı’nında yer alan . II. Philip‘in heykeline merhaba dedik. Heykelin resmi adı The Founder of Heraclea Statue (Heraclea’nın Kurucusu Heykeli)’ymiş. II. Philip, Büyük İskender’in babası ve Makedonya Kralları’ndan biriymiş.

Manastır’ın ara sokaklarını gezdik.

Manastır’ın önemli ve popüler fırınlarından biri Bakery Boulevard ‘da kahvaltımızı yaptık.

Saat 9.00’da pardon 8.00’de tekrar askeri idadinin önüne geldik. İçeriye girdiğimizde sanırım iki çocuk, iki yetişkin için giriş ücreti 10 Euro ödedik. Kredi kartı geçmiyormuş burada nakit istediler parayı. Neyse ki önceden gezeceğimiz ülkelerin para birimlerinden tedarik etmiştik. O işi de halletmiş olduk.

Manastır Askerî İdadisi’ nin içini gezmeye başladık

Bu bina günümüzde Manastır Şehir Müzesi olarak kullanılıyormuş. Resmi adıyla NI Institute and Museum Bitola olan eski askeri lisenin üç ana işlevi varmış:

Birincisi, binanın ikinci katında yer alan Atatürk’e ayrılan bölüm, Atatürk Anı Odası olarak ayrılmış.  Atatürk’ün öğrenim gördüğü sınıf restore edilerek müze hâline dönüştürülmüş.

İkincisi; arkeoloji eserlerin sergilediği bölüm.

Üçüncüsü de şehir tarihi ve kültürüne dair kalıcı sevgilerin bulunduğu bölüm.

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk, Selanik’teki orta öğretimini tamamlandıktan sonra bu lisede 3 yıl eğitim görmüş. Kim bilir bu lisede okurken neler yaşamış, ne anılar biriktirmiş.

Güneş ışıklarının eşlik ettiği bu anı odasında Atatürk’ün sözleri Türkçe, İngilizce ve Makedonca (Kiril alfabesiyle)  olarak özenli bir şekilde sergileniyor.

Keşke okullarda zorunlu ders olarak verilse atamızın bu sözleri, her sabah güne bu sözlerle başlasa çocuklarımız. Kim olduğumuzu,  bu vatan için ne zorluklara göğüs gerildiğini hatırlasak hep birlikte. Hiç unutmasak verilen mücadeleyi.

Geçmişimizi, bu günümüze taşıyabilseydik bu halde olmazdık şimdi.  Onurlu yaşamayı, ilimi ve bilimi rehber alarak yürüyebilseydik yarınlara… Neyse, bu konu hakkında da dertleşiriz bir ara. Gezimize dönelim şimdi.

Evet lise sıraları, sınıflar yani eski, asıl halini göremedik. Daha önce Atatürk’le ilgili müzeler,  evler gezmiş; kullandığı eşyaları, giydiği kıyafetleri görmüştük fakat buranın farklı bir ruhu var. Bambaşka bir atmosfere sahip. Daha binadan içeri girer girmez etkisi altına alıyor insanı. Tüylerim diken diken gezdim her bir adımını.

Tarihe yapılan saygı dolu bir yolculuk gibiydi bu ziyaret. Duygularım, düşüncelerim derinleşti; daha bir köklendim geçmişimle.

Böyle anlarda insan arada bir de olsa geçmişini, tarihini ziyaret etmeli diyorum. Tarihin tozunu üzerinden atmalı. Ülkemizin hâline baktığımda ve yurtdışı deneyimlerime dayanarak kafamızda bin bir soru ve düşünceyle buradan ayrıldık.

Sonraki durağımız Kuzey Makedonya‘nın incisi denilen Ohrid’e doğru yola koyulduk.

Bir Cevap Yazın

Meryem Ermeydan sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin